26.12.2020

Yeni Bir Dünya

Neredeyse tüm dünyayı saran bir virüs nedeniyle zor günler geçiriyoruz. İnsanoğlu, bu virüsü de yenecek ama yaşadıklarından ders almazsa kendi kıyametine doğru hızla yol almaya devam edecek.
Betonlaştırdığımız toprak, kirlettiğimiz hava ve su, katlettiğimiz canlı türleri kısacası doğa bizden hesap soracak.

Belki de "İnsanlığın 100 yılı kaldı" diyen ünlü fizikçi Stephen Hawking haklı çıkacak. Bilim insanlarının yaşanabilecek yeni bir gezegen arama çalışmaları boşuna değil.
Uluslararası Gıda ve Kalkınma Politikaları Araştırma Enstitüsüne göre dünyada 815 milyon kişi açlıkla mücadele ediyor. 

2.10.2020

Hiçbir Şey Üzerine

Sayfamdaki iki yazı taslak olarak kalmış, nedense bitirmemişim. Biri korona hakkında. Okuyunca fena değil gibi geldi ama pek güncel değil artık. Birkaç espri birkaç mesaj. Aydın(!) ukalalığı falan.
Üzerinden çok şey geçmiş, birçok şey değişmiş. Bir kere her "covid"liyi hasta saymıyoruz artık. Hem Sayın Bakan'a bakarsak tünelin ucunu da görmüşüz!!!
Bu arada her yer açık, sadece okullar kapalı. Özel okullar, dershaneler hatta destekleme kursları bile açık ama okullar kapalı. Uzaktan ders yapıyoruz. Uzaktan dersleri de dershane saatlerine göre ayarlıyoruz ki öğrenci derse girebilsin.
Diğer yazı ülkemizdeki idamlara dairmiş. Aziz Nesin'in "Surname" romanından yola çıkarak 1960'lı yıllara kadar şehir meydanlarında halka açık yapılan idamlar hakkında bir yazı denemesi. Şenlik havasında, çoluk çocuk izlenen idamlar. Sabaha karşı yapılacak idam için şehir meydanında toplanan binlerce kişi olurmuş. Küfürler, kahkahalar, çığlıklar gırla. O yazı da yarım kalmış. 
Yeni bir şey yazacakmışım gibi "yeni yayın butonu"na tıkladım.
Beyaz bir sayfa, her şey olmaya hazır bir boşluk...
İyimser bir yazı olsun isterim. Çetin Altan'ın deyişiyle "Enseyi karartmamak lazım."
Bir süre boş sayfaya baktım.
Fonda Melek Mosso, eski bir şarkı söylüyor. 
Bir Ayten Alpman şarkısı:
"Üzgünüm, acı sözlerim için
Üzgünüm, seni kırdığım için
Haklısın, bana darılsan bile
Beni terk etsen bile
Ne yapayım ben böyleyim"

Ne yazacağını bilmesem de yazıyorum işte. Elbet bağlarım bir yere. Böyle yazı mı olur mu, demeyin, yazabilirsem olacak. Ahmet Hakan'dan ne eksiğim var.
(Yukarıda yazdıklarımı her an silebilirim bu arada.)
Oğlumla çatı katındayız. İkide bir şalteri kapatıp açıyor. Sonra rutin haline gelen gürültülü hareketlerini yapıyor. Komşu evde olmadığı için müdahale etmiyorum. Hiç ilgilenmezsem sanki daha erken bırakıyor. Tekrar kapattı. Çakmağı el yordamıyla bulup bir sigara daha yaktım. Her seferinde bir pişmanlık yayılıyor içime. (bak bu edebî bir cümle oldu, aferin bana) Tekrar açtı, odayı kilitledi. Hareketlere devam. 
Bugün Nazlı Eray'ın "Kızları Öpme Kuyruğu" adlı kitabından birkaç hikaye okudum. "Sıfırdan" adlı hikayede kahraman -hikayedeki yazar- yeni yazacağı roman için ilanla roman kahramanları arıyordu. İlan da şöyle:
"Bir yazarın yeni romanı için sınavla kişiler alınacaktır. Sınava girecek adayların ön kayıtlarını en geç ayın dokuzu pazartesine kadar yaptırmaları gerekmektedir. Adaylardan istenen belgeler: 10 adet vesikalık resim, Cumhuriyet Savcılığından iyi hâl kağıdı, varsa herhangi bir okuldan, oranın öğrencisi olduklarına dair mühürlü kağıt, muhtardan tasdikli nüfus kağıdı sureti ve birer adet ikametgah belgesi..."
Başvuranları bir de sınava tabi tuttu. Sınavı kazanıp roman kahramanı olacağını düşünen kahramanlar, yazarın da sonradan fark ettiği bir gerçekle yüzleştiler. Sadece okuduğumuz öykünün kahramanları olmuşlardı. O öykü de yazılıp bitmişti zaten. 
Bu yazı da öyle olacak herhalde lafı dolandırmadan yazacağım asıl yazının yazılış hikayesi olacak. (beh beh)
Eminim güzel bir yazı olacak ama nasıl olacak bilmiyorum.
Biraz sabredin. 
Buraya kadar okuduysanız zaten sabırlı bir insan olmalısınız.
Belki hayata dair çok önemli tespitler yapıp sizi aydınlatabilirim.
Hissediyorum çok mesaj veresim var. 
Haktan hukuktan, düşünce özgürlüğünden, eğitimden, kadına şiddetten ya da artık şaşırmadığımız sapık din tüccarlarından falan bahsederim belki.
Ama iyimserliğimi koruyacağım.
Belki de ekonomiden bahsederim. Doların yükselmesinin bizi neden ilgilendirmediği üzerine bilimsel açıklamalar yapasım var mesela.
Hem Ahmet Hakan da sevinir buna, yazık.
Yazının burasında sayfanın üstüne çıkıp başlığı attım: Hiçbir Şey Üzerine!
Dedim ya asıl yazı gelecek bir gün.
Mesajı olmayan yazı mı olur, demeyin şimdi.
Sıradaki şarkı yazıyı bitirenlere gelsin.
Nilipek söylüyor: 
(Kim bilmiyorum ama güzel söylüyor.)
"Tatlı gülüş pek yaraşır, gözleri ömre bedel
Ah ne güzel ne güzel seni sevmek
Ah ne güzel ne güzel"

30.03.2020

Yarısı Onun Hakkıdır

17.yüzyıl Osmanlı tarihçisi, Peçevili İbrahim; dalkavuklara, şaklabanlara fevkalade düşkün olan III. Murat'ı anlatırken bir fıkra nakleder: 
Maskaranın biri maharetini gösterip parasını alacağı sırada, 
Yok hünkarım! Bugün altın istemem, yüz değnek isterim, der. 
Padişah sebebini sorunca 
Hele ellisini vurdurun da o zaman sorun, der. 
Padişah emreder, maskarayı falakaya yıkarlar. 
Değnekler elli olunca "Durun!" der, maskara.
Benim bir ortağım var, ellisini de ona vurun!
Ortağının kim olduğunu sorarlar. 
Ben ne zaman gelsem Bostancı, "Seni ben çağırdım, yarısı benimdir!" diyerek paranın yarısını zorla elimden alır, bugün de değneğin yarısı onun hakkıdır!" der. 
Gülmekten katılan Padişah, maskaraya her zaman aldığı paranın iki mislini verirken Bostancıyı da elli değnek için falakaya yatırır.

İlgili Sayfa


Başka Bir Anekdot

19.03.2020

Dalkavukluğun Tarifesi

Dalkavuk
"Demokrasisi kıt olan memleketin dalkavuğu çok olurmuş." Bu söz daha önce söylenmediyse tarihe not düşüyorum, söz benimdir:)
Hemen klavyenize sarılmayın, siyasi mesajlar vermeye niyetim yok. Zaten birazdan yazıyı birkaç tatlı anekdota bağlayıp kaçacağım.
Hemen her toplum ve devirde görülebilen bu tipler, kabul edelim ki demokrasinin pek uğramadığı Doğu toplumlarında daha çok görülüyor.
Birinci Dünya Savaşı'nda 4.Ordu Komutanı Cemal Paşa'nın emir subayı olarak Kudüs ve Suriye'de bulunan ünlü yazar Falih Rıfkı Atay, o dönem yaşadıklarını ve gözlemlerini Zeytindağı adlı kitabında anlatır. İşte o kitaptan bir bölüm:

19.02.2020

Blog Ödevi

11.sınıf öğrencilerimden, bir blog açıp burada düzenli olarak yazı yazmalarını istedim. Bir kısmı bu ödevi heyecanla karşılarken bir kısmı da ödevden memnun kalmadı. 
Kabul etmeliyiz ki toplum olarak okuyup yazmaya pek meraklı değiliz. Hatta bu tür işler için pek sabrımız da yok.
Bu yazıyı onları yüreklendirmek için yazıyorum. "Siz de yazabilirsiniz. Yeter ki biraz emek verin, sabredin ve samimi olun." demek istiyorum. 

11.02.2020

Otizm Bize Ne Öğretti?

Not: Aşağıdaki yazı, kendime uyguladığım bir terapi yöntemidir, ciddiye almayınız.

Otizmli bir çocuğa sahip olmanın hep zorluklarından bahsedilir. Doğrudur da zordur gerçekten. Peki, otizmli bir çocuğun anne-babası olmak bize neler katıyor, bence bunları da konuşmak lazım.

1.02.2020

Taraf Olmak

Bu yazıyı okuyanların bir kısmı "çok safsın hocam" diyecek ama olsun.
"Taraf olmayan bertaraf olur." diye bir laf var ya işte ben o bertaraf olanlardanım.
En azından bu aralar öyle hissediyorum.
Taraf olmayı pek beceremiyorum.
Aklıma Sezen Aksu'nun şarkısı geliyor, hemen:
"Beni kategorize etme
Benle oynama
Yaftayı yapıştırıp
Bana isim koyma
Karikatürleştirme beni

(Bu arada şarkının söz ve müziği Bülent Ortaçgil'e aitmiş.)

31.01.2020

Çocukluğum

1973'te İzmit'te doğmuşum.
Çıkmaz sokakta bir müstakil evde.
O sokak bir yerlere çıkıyor şimdi, ev de yerinde yok zaten.
Fotoğraftakiler ablamla annem. Kucaktaki benim.
İkisi de hayatta değil.
70'li yıllardan aklımda pek bir şey yok aslında.
Üzerine şeker ekilmiş yağlı ekmeği yediğim demir parmaklıklı pencere kenarı,
Beyaz yakalı siyah önlüğüm,

Yakamı düğümleyen annemin çamaşır suyu kokan elleri, 
Ortasından tren geçen bir şehir ve her tren geçtiğinde pencereye koşup vagonları sayan bir çocuk,
Yer sofrası, kömür sobası ve üzerindeki güğüm,
Kızarmış ekmek ve biber kokusu,
Radyoda haftanın çocuk şarkısı:
"Bir dünya bırakın biz çocuklara
Islanmış olmasın göz yaşlarıyla
"

22.01.2020

Mutluluğa Dair Değildir!

"Evim Evim Güzel Evim"
Dianne Dengel
"Gelin...gelin..
Size mutluluğun sırrını vereceğim."
şeklinde bir giriş çok havalı olurdu ama...
Yok yapamam...
Umut tacirliği yapmayım şimdi durup dururken.

Yeterince maruz kalıyoruz buna.
Mutluluk, dediğimiz zaten sürekli bir şey de değil.
Etrafınızda 7/24 mutlu mutlu gezen bir insan çok sıkıcı olurdu herhalde.

Trajedi ile komedinin harman olduğu bir hayat yaşıyoruz, bu güzelim topraklarda.
Hem biz Doğuluyuz. 
(Burası da biraz karışık ya! Doğu'ya göre Batılı, Batılı toplumlara göre Doğulu hatta Orta Doğulu.)

18.01.2020

Kadın Olmak

Bizde kadın olmak zor.
Erkek olmanın bize verdiği yetkiye(!) dayanarak her şeylerine karışıp ahkâm kesebiliyoruz.
Rolümüz ne olursa olsun fark etmiyor.

Eski milletvekili, belediye başkanı, ilkokul müdürü, yan komşu... 
Kahvede, evde konuşulsa bir derece; twitter'dan falan kesiliyor ahkâmlar...
Ne zaman dışarı çıkabileceği,
Nasıl giyinmesi gerektiği,
Ne kadar gülebileceği,

Ne kadar okuması gerektiği,
Hangi mesleğe daha uygun olduğu,
Nasıl spor yapabileceği,
Kaç yaşında evlenmesi gerektiği...

Konuşuyoruz da konuşuyoruz...
Listeyi uzatmak mümkün...