16.05.2010

Mektubun Ucunu Yakmak

Mektuplu yılları sonundan olsa yakalamış, mektup yazmış, almış ve hatta aldığı mektupları özenle saklamış biri olarak gelen her zarfa hâlâ mektup muamelesi yapıyorum. Artık kimsenin mektup yazmayacağını bile bile.
Sevimsiz ve bir o kadar da resmî olan evraklar veya bir türlü sıfırlanamayacak borçların yazılı olduğu kredi kartı hesap özetleri taşıdıklarından olacak, postacılar da eski postacı değil artık. Hepsinin de yüzüne yansımış sanki taşıdıkları. Çantalarında ne hasret ne de umut var. Kimse de onların yolunu gözlemiyor zaten. Kimseye görünmeden sessizce gelip gidiyorlar.
Edebiyatın konusu insandır. Daha açık bir ifade ile insana dair her şey. Mektup hayatımızdan çıktığından beri şiirlerde ya da güftelerde de yerini başka sözcüklere terk etti. Artık "Yine Yakmış Yâr Mektubun Ucunu" ya da "Kahır Mektubu" gibi içinde mektup sözcüğünün geçtiği şarkılar yok. Sevgilinin aşkından bağrının yanık olması anlamına gelen mektubun ucunu yakmak eylemi çok gerilerde kaldı. Hikayelerimizin kahramanları da mektup yazmaz, mektup almaz oldu.
Şimdi ben diyorum ki (dikkat sosyal bir çözüm önerisi geliyor) madem postacıların en çok taşıdığı şey banka evrakı o zaman bu konuya bankalar el atsın. Hem bu şekilde çok da puan toplarlar bence. Mesela bir bankadan şöyle bir mektup aldığınızı düşünün.


"Pek değerli Müşterimiz Mehmet Emin Bey,

Ödemelerinizi internetten yapmaya başladığınızdan beri görüşemez olduk. Afiyettesinizdir inşallah. Harcamalarınıza bakılırsa keyfiniz yerinde. Kredi kartı borcunuzun tamamını ödeyemediğiniz aylarda lütfen kendinizi üzmeyin. Hayat hiçbir şeye üzülmeyecek kadar kısa. Baktık ödeyemiyorsunuz uzun vadeli taksitlere böler ya da tüketici kredisi kullandırırız. Biz sizin için varız.
Mektupla beraber elinize ulaşmıştır, yenge hanımı da bir kart çıkardık. İyi günlerde kullanır inşallah. Kendisine mahsus selam eder, çocuklarınızın da gözlerinden öperiz."


Tamam, kabul. Pek ciddiye alınacak bir fikir değil. Ciddiye de almayın zaten. Şimdi yazının tam da burasında beklenildiği üzere "Nerde ah o eski günler, hadi sevdiklerinize birer mektup yazınız." demeyi pek düşünmüyorum, korkmayın.
Değişim kaçınılmaz. Benim ki sadece bir tespit. Daha güne kadar ev telefonuna sahip olmak ayrıcalık gibi gözükürken şimdi hepimizin cebinde telefon olması gibi bir tespit.
Ya da bir konuyu araştırmak için kütüphanede oturup saatlerce ve sabırla kitap karıştırmak yerine bugün internetteki arama motoru sayesinde istediğimiz bilgiye hemen ulaşabildiğimiz gibisinden bir tespit.
Örnekleri artırmak mümkün. Dediğim gibi değişim kaçınılmaz. Ancak sorun olan değişmek değil, değişirken kaybettiklerimiz. Kaybettiklerimizi alt alta sıralamak moral bozucu olabilir. Ya da yapacağımız liste herkese uymayabilir. O nedenle işin o kısmını size bırakıyorum.
Ancak biliyorum ki herkesin listesinde ortak bir şey olacak. O da birbirimizden ısrarla esirgediğimiz bir şey. Hep ertelediğimiz, söylemeye gerek duymadığımız ya da kendimize sakladığımız bir şey. Ne olduğunu ben değil de Behçet Necatigil söylesin:

sevgileri yarınlara bıraktınız
çekingen, tutuk, saygılı
bütün yakınlarınız
sizi yanlış tanıdı

bitmeyen işler yüzünden
(siz böyle olsun istemezdiniz)
bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi

kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı
siz geniş zamanlar umuyordunuz
çirkindi, dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek
yılların telaşlarda bu kadar çabuk
geçeceği aklınıza gelmezdi

gizli bahçenizde açan çiçekler vardı
gecelerde ve yalnız
vermeye az buldunuz
yahut vakit olmadı
Sevgiyle kalın

2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Yorumlarınız bizim için değerli. Lütfen yazıyla ilgili görüşlerinizi bizimle paylaşınız.