6.01.2020

Aşk, İhanet, Cinayet vs.

Celile Hanım
Aşk, ihtiras, ihanet, cinayet, ayrılık, sürgün, hapis, intihar teşebbüsü ne arasanız var, edebiyat dünyasında. Yanlış anlaşılmasın, romanlardan bahsetmiyorum. Bahsettiğim şair ve yazarların kendi hayatı. 
Millet olarak pek severiz bu konuları (Yazar bu cümle ile kendini toplumdan soyutlama çabasındadır)
Efendim malumunuz edebiyat öğretmeni olduğum için derslerimde sık sık sanatçıların hayatlarına değiniyorum.
Öğrencilerin, bir şair ya da yazarın hayatını dinlerken sahip oldukları tek motivasyon ilgili sanatçının sınavda çıkma ihtimalidir.
Ancak ne zaman ki hayatlarına dair birkaç anekdot anlatırsak işte o zaman işin rengi değişmeye başlar. Kitaptaki o siyah beyaz fotoğraf, birden ete kemiğe bürünüp gerçek bir insana dönüşür.

Tabii bu hikayelerin en meşhuru Lale Devri şairi Nedim'in Patrona Halil İsyanı sırasında öldürülmek korkusuyla damdan dama atlarken düşüp ölmesidir.
"Daha çok örnek ver hocam!" dediğinizi duyar gibiyim. (temenni!)
Endişeye mahal yok vereceğim (alkış kıyamet!)
TM sınıfında konumuz Yahya Kemal Beyatlı idi. İlk on dakika gayet ciddi dersi dinleyip asık suratlarıyla notlar aldılar.
Ne zaman ki Yahya Kemal'in Nazım Hikmet'in annesiyle olan gönül ilişkisine değindim, işte o zaman gözler ışıldamaya başladı. Şaşkınlıktan birbirlerini dürtüp bakakaldılar.
O, sadece bir şair değildi artık. Âşık bir insandı; seven sevilen, zaafları olan, kimi zaman çaresiz hisseden... Senin benim gibi biri yani.

Bilmeyenler için anlatalım:

Nazım Hikmet, 16 yaşında iken babası ile annesi ayrı yaşamaya başlamış. Bir süre sonra da boşanmışlar. Nazım'ın Bahriye Mektebindeki tarih öğretmeni Yahya Kemal Beyatlı ile annesi Celile Hanım arasında bir gönül ilişkisi başlamış. Söylemek lazım, oldukça güzel bir kadın olan Celile Hanım, ülkemizin ilk kadın ressamlarından biri. Bu ilişkiyi onaylamayan Nazım, evlerine özel derse gelen hocasının cebine şu notu bırakarak bir anlamda bu ilişkiye son vermiş:
"Hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz"
Celile Hanım, Yahya Kemal'i unutamasa da başka biriyle evlenmiş. Ancak bu evlilik de pek uzun sürmemiş. Yahya Kemal ise hayatı boyunca hiç evlenmemiş. (Bu noktada tüm puanları Yahya Kemal topluyor)

Öğrencilerin ilgisini çeken buna benzer örnekleri çoğaltmak mümkün tabii. (Neler neler var dağarcığımda, tutun beni!
Aslında bu konudan güzel bir yazı dizisi olur ama neyse:)
İşte ilgi çeken o hayatlardan birkaç anekdot:

İkinci bir eş!

Halide Edip Adıvar, erkek egemen toplumun güçlü kadın portresi.
Milli Mücadele'nin Halide Onbaşısı.
Hemşire, öğretmen, roman yazarı, İngiliz Dili ve Edebiyatı Profesörü, milletvekili, iki çocuk annesi...
Halide Edip ilk evliliğini 1901 yılında henüz on sekiz yaşındayken yapmış. İlk kocası, aynı zamanda matematik hocası olan Salih Zeki'miş. Kocasının dokuz yıl sonra (artık ne olduysa) bir eş daha almak istemesi üzerine Halide Edip de kocasını boşamış! 

O zaman için oldukça radikal bir karar olsa gerek. Bu noktada kız öğrenciler "oh olsun" derken erkek öğrenciler sessiz kalmayı tercih ediyor:))

İntihar teşebbüsü

İkinci anekdot Ziya Gökalp'e ait.
Gökalp bildiğiniz gibi Türk milliyetçiliğinin fikir babası, sosyolog, yazar, şair, siyaset adamı, Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhuriyet'i kurarken ilham aldığı kişilerden biri.
Gökalp, babasını küçük yaşta kaybedince amcası onu himayesine almış. Genç Gökalp, öğrenimine İstanbul’da devam etmek istemiş ancak amcası Diyarbakır'da kalarak kızıyla evlenmesi konusunda ısrar etmiş. Ailesinin baskısı altında bunalan Mehmet Ziya, kafasına bir kurşun sıkarak intihara teşebbüs etmiş. Kafasına saplanıp kalan kurşunun beynine zarar vermemesiyle de ölümden dönmüş. Bu trajik olay onun için olduğu kadar Cumhuriyetimiz için de bir dönüm noktası olacaktır şüphesiz.

Gizemli bir cinayet

Sırada Cevat Şakir Kabaağaçlı var. Nam-ı diğer Halikarnas Balıkçısı.
Cumhuriyet döneminin, adı sürgün gönderildiği Bodrum ile özdeşleşen, hikaye ve roman yazarı. Kendine mahlas olarak Bodrum'un Antik Çağdaki adını seçen yazarın babası; asker, diplomat ve tarih yazarı Mehmet Şakir Paşa’dır.
Cevat Şakir, Afyon'daki çiftliklerinde anlaşılmayan bir nedenle babasını öldürür (1914). Eski kaynaklar, olayın bir kaza olduğunu söylese de Cevat Şakir, tam 60 yıl sonra Azra Erhat'a yazdığı mektupta bunun bir kaza olmadığını itiraf eder. Ancak mektubunda olayın nedeni hakkında bir şey söylemez. O söylemese de cinayetin, yazarın yurt dışındayken evlendiği güzel ve genç eşi Aniesi uğruna olduğu bilinmektedir. 
Daha fazla ayrıntıya giremem orasını da siz araştırın.
Şen ve esen kalın!

Bence gelmişken bunları da okuyun 🔻

Kimim Ben?
Kadın Olmak
Ölümsüzlük
Bir Tiryakinin Hezeyanları
Medyum Şair!
Mutluluğa Dair Değildir!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Yorumlarınız bizim için değerli. Lütfen yazıyla ilgili görüşlerinizi bizimle paylaşınız.